Sosyal ve ekonomik haklarda devletin pozitif yükümlülükleri


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Galatasaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SİNEM ERSAYOĞLU

Danışman: BALCA ÇELENER

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak devletin "varlık" sebebidir.1 Devletin mutlak egemenliğinin sınırı olarak Anayasa ile hukukun üstünlüğü temelinde insan haklarını koruma ve gerçekleştirme idealini en üst düzeyde sağlanmaya çalışmak da devletin esas görevidir. Özü itibarıyla toplumsal eşitsizliklerden kaynaklanan sakıncaları gidermeye yönelen sosyal ve ekonomik hakların, ekonomik açıdan güçsüz kesimlerin korunması amacıyla devlete ekonomik kaynaklarını harekete geçirme yükümlülüğü yüklemesi, diğer insan haklarından daha zayıf korunmasına neden olabilir. Bireylerin sosyal ve ekonomik haklardan tam anlamıyla yararlanabilmeleri amacıyla devletin yasal, yönetsel, mali, yargısal ve diğer tüm önlemleri alması şeklinde ifadesini bulan insan haklarının "gereğini yerine getirme" yükümlülüğü, uygulamada sosyal ve ekonomik haklar karşısında, devletin sorumluluğunu hemen hemen tümüyle "pozitif bir yükümlülük" olarak ortaya çıkaran bir edim türü ve hatta bu hakları diğer haklardan ayıran en belirgin, somut ve makul bir ayrım sebebi kabul edilmektedir. Anayasa'nın İkinci Kısmının Üçüncü Bölümü'nde yer alan "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altında tanınan anayasal sosyal hakların devlete yüklediği pozitif yükümlülükler sadece bu hakların düzenlendikleri maddelerle sınırlı değildir. Her şeyden önce Cumhuriyet'in nitelikleri ve sosyal bir devlet olmanın gereği ile Devletin temel amaç ve görevleri kapsamında Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi, bu sınırın ötesinde bir sorumluluk yükler. Nitekim temel hak ve özgürlüklerin bölünmezliği ve sosyal haklara ilişkin pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilip getirilmemesi sorununun kişisel hakları da etkilemesi Anayasa Mahkemesi tarafından sosyal hakların "hakların bütünselliği" çerçevesinde ele alınmasına yol açmıştır. Benzer şekilde, söz konusu hakların sınırlandırılması konusu da yalnızca Anayasa'nın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altında devlete tanınan takdir yetkisini genişleten 65. maddesi ile bağlı kalmadan, sosyal devlet ilkesi ve hakların bütünselliği ilkesi ile yorumlanmalıdır. Bu anlamda, devletin sosyal ve ekonomik haklarda asgari bir koruma düzeyini sağlamakla yükümlü olduğu, bu yükümlülüklerin yargısal denetime bütünüyle kapatılamayacağı, Anayasa'nın 65. maddesinin devlete tanınan yükümlülüklerden kaçınma fırsatı olarak ileri sürülemeyeceği kabul edilmelidir. Çünkü, devletin sosyal ve ekonomik alandaki edimlerinin sınırlarının belirlenmesi meselesi, yalnızca siyasal bir tercih alanı değil, aynı zamanda anayasal denetimin ve temel hakların etkin korunmasının da bir parçasını oluşturmaktadır. İnsan hakları arasından bir kısmını çıkarmak veya ihmal etmek bütünlüğü bozar ve diğer hakları da anlamsız hâle getirir. Dahası insan onurunu zedeler.