L'entrée de la Turquie en Afrique sub-Saharienne face à l'influence Française et la présence Chinoise
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Galatasaray Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararasi İlişkiler, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2011
Tezin Dili: Fransızca
Öğrenci: KOUE PİERRE FRANCİS BOLOU
Danışman: FERİDE SELCAN SERDAROĞLU POLATAY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika kıtasının kuzeyindeki mevcudiyetinden bir asır sonra Türkiye Cumhuriyeti bugün Sahra'nın ötesinde konumlanma tutkusu içerisinde. Onyıllar boyunca Sahraaltı Afrika'da varlık göstermemiş olmasına rağmen günümüz Türkiyesi kıtanın bu kısmında eylemlerini arttırarak varlık gösterme niyetinde. Ekonomik büyümeyle beraber Türkiye hem bölgesel güç olma iddiasını daha da sağlamlaştırmak hem de yeni pazarlara açılmak istiyor. Uluslararası platformda önemli bir aktör olma yolunda ilerleyen Türkiye Sahraaltı Afrikayı da göz ardı etmeyen etkileyici bir dış politika etkinliği sergiliyor. Sahraaltı Afrika veya halen zikredildiği şekliyle Kara Afrika genel olarak Batı Afrika, Doğu Afrika, Orta Afrika ve Güney Afrika olarak adlandırılan dört alt bölgeye ayrılır. Sahra Çölü tarafından Kuzey Afrika'dan coğrafi olarak ayrılan Sahraaltı Afrika, içinde adaları da barındıran 49 ülkeden müteşekkildir ve Afrika kıtasının özellikle ekonomik yönden en yoksul kısmını oluşturur. Aynı zamanda kıtanın politik yönden de en hareketli kısmıdır. Bununla birlikte bu gerçeklerin birçok çelişkiyi de bir arada bulundurduğunu açıkça söyleyebiliriz çünkü Afrika'nın bu kısmı doğal kaynaklar açısından zenginlik içinde yüzmektedir. Sahraaltı Afrika uluslararası sistem içerisinde birçok döneme tanıklık etti. Tutku uyandırıcı olduğu kadar daynılması güç, uzun bir yolculuğun sonucunda Sahraaltı Afrika ülkelerinin çoğu bugün bağımsızlık ve egemenliği tatmış vaziyetteler. Bu ülkeler hemen hemen elli sene önce bağımsızlıklarını ilan ettiler. Köle ticareti, sömürgeleştirme, kuzey-güney münasebetleri ve küreselleşme gibi olgular uluslararası sistem içerisindeki varlıklarının alametifarikası haline geldi.Uzun müddet dış güçlerin tahakkümü altında kalmış bu ülkeler ; bugün siyasi, ekonomik ve kültürel yönden istikrarsızlık içerisindeler. Sömürgeci devletlere kaşı kazanılan bu bağımsızlık zaferleri Afrika ülkeleri için her ne kadar gurur verici ve umut besleyici bir adım olsa da günümüz uluslararası toplumunun önerdiği karşılıklı bağımlılık oyununda Afrika ülkeleri her zaman bağımlı olan tarafta. Gezegenin en az gelişmiş kırk sekiz ülkesinden otuz üçü Sahraaltı Afrika'da yer alan ülkeler. Sahraaltı Afrika'nın yansıttığı tablo özellikle Fransa, Çin ve Türkiye gibi ülkeleri Afrikalılarla iş birliği yapma niyeti öne sürülerek Kara kıtaya getiriyor. Bununla birlikte bu ülkelerin Sahraaltı Afrika'ya karşı sergiledikleri diğergamlığın arkasında ekonomik menfaatlerin önemli bir rolü olduğu açık. Her şeyden önce, eski sömürgeci güç olarak Fransa eski sömürgeleri üzerinde büyük bir nüfuza sahip. Fransa, bugün, az gelişmiş ülkelere ayrılan fonları destekleyen üçüncü ülke durumunda. Kalkınmaya ayırdığı desteğin yarısını da Afrika'ya harcıyor. Ancak yine aynı Fransa'nın, % 30'luk pazar payıyla Sahraaltı Afrika'nın en büyük tedarikçisi olduğunu eklemek gerekiyor.Bunun dışında, Bandbung'da bağımsızlığa yürüyüşlerinde Afrikalılara açık desteğini ilan ettiğinden beri tarihi bir dost olarak görülen Çin Halk Cumhuriyeti Afrika'ya tercihli oranda borç ödeyen birinci ülke olmakla birlikte Afrika kıtasının üçüncü ekonomik ortağı. Son olarak « Osmanlı Barışı » sayesinde Afrikalıları dayanışma içerisinde tuttuğuyla övünen Türkiye, Afrika'nın stratejik ortağı haline geldi ve Afrikalılarla yapılan ticaret hacmini hızlı bir biçimde arttırma yolunda.Afrika, geleneksel piyasaları doygunluğa ulaşmış birçok ülke için etkili bir hammadde tedarik kaynağı olmaya ama aynı zamanda da işlenmiş ürünlerin sürümüne odaklanmış büyük bir dinamik Pazar olma niteliği taşıyor. Bugün, Fransa veya Çin'e kıyasla Sahraaltı Afrika'ya girişi gecikmiş olan Türkiye'nin etkisi henüz pek yaygın sayılmaz. Seleflerine göre pozisyonunun daha zayıf olduğu söylenebilir.Ancak Sahraaltı Afrika'yla ilişkilerinin hareketlenmeye başladığı 2003 senesinden 2008 tarihine dek yaşanan hadiseler, Afrika'nın stratejik partner olarak kabul edilmesi, beş sene içerisinde Türkiye'nin, iki tarafın da birbirlerini yakından tanımamasından kaynaklanan bilgi eksikliğinin de ayrıca neden olduğu daha önceden belirsiz olan ilişkileri canlandırmayı başardığını gösteriyor. Gerçekte Türkiye'nin Afrikaya açılmasının ve siyasi olarak harekete geçişinin kökleri 1980'li yıllara, Sahraaltı Afrika'yla birçok kez yakınlaşma girişiminde bulunan Başbakan Turgut Özal'a dayanıyor. Bu süreç içerisinde bahsi geçen girişimle birçok engelle karşı karşıya geldi. Özelikle 1990 yılında patlak veren Körfez Savaşı Türkiye'yi, getirisi zayıf olan Afrika'da siyaset yapmanın riskini yeniden ele almasına ve Avrupa ve Asya arasında oynadığı rolü yeniden değerlendirmesine neden oldu. 1998 senesinde, dönemin meşhur dışıişleri bakanı İsmail Cem ünlü Afrika Açılım ve Eylem Planı'nı hükümet nezdinde benimsetmeyi başardı. Bu plan Türkiye'nin Afika'da geleneksel etkinlik alanının dışında kalmış veya gözden kaçırılmış olan kısmı olan Sahraaltı Afrika'da veya diğer bir deyişle Kara Afrika'da ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesini amaçlıyordu. Bu sırada açılımın gerçekleşmesinin önüne başka engeller de çıkıyordu : Terörist PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanması, 1999 yılında yaşanan büyük depremve 2001 ekonomik krizi gibi birden bire kestirilemez şekilde patlar veren iç meseleler. 2002 senesinde, AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) iktidara geldi ve Afrika Açılım ve Eylem Planı'nın hayata geçmesi adına önemli adımlar atmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Türk başbakanı bir Sahraaltı Afrika ülkesine resmi ziyarette bulundu. Önek olarak, 2005'te Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Etiopya'da ve Güney Afrika Cümhuriyetinde resmi ziyaretler gerçekleştirmiştir.2005 yılında Türkiye, Afrika Birliği'nin gözlemci üyesi olur ve hatta 2005, Afrika yılı kabul edilir. 2008 Ocak ayında, Addis-Abeba'daki onuncu zirve esnasında ise Afrika Birliği, Türkiye'yi Afrika'nın stratejik ortağı ilan eder. Sonrasında, 2008 Ağustos ayında, İstanbul'da ilk Türkiye-Afrika zirvesi düzenlenir ve bu zirveye pek çok Afrika ülkesinin devlet başkanları ve başbakanları katılır. Bu zirveden sonra Afrika'nın 53 ülkelerden 51 ülke Türkiye'ye oy vermişti ve Birleşmiş Miletler güvenlik konseyindeki geçici üye olarak Turkiye seçildi.Bu yeni Türkiye-Afrika stratejik ortaklığı, geçmişe rağmen, daha şimdiden hem siyasi hem de ekonomik alanda olumlu sonuçlar doğurdu.Türkiye-Afrika arasındaki diplomatik ilişkiler de ciddi anlamda gelişmiştir. Bunun en somut örneği, Sahraaltı Afrika'da Türkiye'nin diplomatik temsilcilerinin sayısındaki artıştır. Öyle ki 2008 yılına kadar Sahraaltı Afrika'da yalnızca yedi Türk Büyükelçiliği varken, bugün planlanan toplam Büyükelçilik sayısı on beş olmuştur.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, 2008 senesinde, Afrikalılar Türkiye'ye destek vermekten çekinmediler. Bu süreç, BM nezdinde Afrika'nın sözcülüğünü yapmak olarak görüldü ve Afrika'ya karşı ahlaki bir sorumluluk ilan edildi.Ekonomik yönden ise 2008 yılında Türkiye Afrika Kalkınma bankasının yirmi beşinci üyesi oldu.Türkiye aynı zamanda, Afrika'yla arasında bir dış ticaret köprüsü kurmuş, Sahraaltı Afrika ile olan ticaret hacmini ciddi anlamda büyütmüş ve her yıl düzenlediği forumlarda Türk ve Afrikalı iş adamlarının buluşturmuş, böylece Afrikalıların da ticaret güzergahı olarak daha çok İstanbul'u tercih etmelerini sağlamıştır.Türkiye'nin Sahraaltı Afrika ile ilişkileri gayet iyi olup, Afrika'nın diğer ilişkilerine (Fransa ve Çin) göre çok daha sorunsuz biçimde gelişmektedir.Bununla birlikte , Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'daki girişimlerine Afrikalıların bakışının Türklerinki kadar olumlu olduğu söylenemez. Türklerin, Sahraaltı Afrika'daki girişimlere bir dayanışma ve ortaklık ruhuyla yaklaşmaları, örneğin 2008'deki Türk-Afrika zirvesinin isminin « ortak bir gelecek için birlik ve beraberlik » oluşu, hâlâ hafızalarında sömürgeliğin olumsuz izlerini taşıyan Afrikalıların, Afrika'nın Türkiye ile böyle bir uluslararası işbirliğine girmesine şüphe ile yaklaşmalarına neden olmaktadır.Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'daki etkinliğinin yalnızca ekonomik çıkar sağlamak ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda sayıca ağırlığı bulunan Afrika ülkelerinin desteğinden faydalanmak olduğunu düşünmekten çekinmemektedirler.Bununla birlikte, Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'da ekonomik çıkarlarının olduğunu dikkate alabiliriz ancak Fransa ve Çin'in Sahraaltı Afrika'daki ekonomik menfaatleriyle mukayese etiğimizde Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'daki menfaatinin çok daha az belirgin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin Türkiye'nin Afrika'ya ithalatı, esasında yapı malzemelerinden müteşekkil olan ihracatından daha az.Bu, Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'daki varlığının sadece doğal kaynakları elde etmeye yönelik değil aynı zamanda da inşa üzerine temellendiğini gösteriyor ki zaten bugüne kadarki projeler bunu hedefliyor.Sonuç olarak Türkiye'nin kısa bir geçmişi olan, Sahraaltı Afrika'ya yönelik eylemleri henüz kesin bir yargıda bununmamızı sağlayabilecek bir netliğe ve etkiye sahip değil.Öte yandan, Türkiye Afrikalılar tarafından, Afrika'da kalkınma eksenli faaliyet gösteren, etkisi henüz kestirilemeyen fakat şimdilik yan etkilerinin olmadığı görülen bir ilaç olarak algılanıyor.