Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt.23, ss.379-406, 2024 (Hakemli Dergi)
Osmanlı İmparatorluğu boyunca hem şeri hukuk hem de örfi hukuk uygulan mış, imparatorluğun son dönemlerinde hızlanan yaşam, artan ticaret ilişkileri ve Avrupa ülkelerindeki kodifikasyon hareketlerinin artması nedeniyle bir medeni kanun ihtiyacı doğmuştur. Bu amaçla ortaya çıkan Mecelle klasik bir medeni kanunun içeriğinden yoksundur, bünyesinde usul kurallarını barındırmakla beraber aile ve miras hukukuna ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. Daha sonra bu eksiklik giderilmeye çalışılmış ve aile hukukuna ilişkin hükümler tamamlanmak istenmiş, bu amaçla da 1917 tarihinde Hukuk-ı Aile Kararnamesi çıkarılmıştır. Bu kararname de yaklaşık iki yıl kadar kısa bir süre yürürlükte kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla demokratikleşme yolunda yeni hedefler barındıran laik bir hukuk sistemi benimsenmiştir. Bu nedenle dini temellere dayanan bir medeni kanunun yürürlükte kalması imkansızlaşmıştır. Kısa vadede bir çözüm bulma gereği ortaya çıktığından resepsiyon yoluna gidilmiş ve İsviçre Medeni kanunu bütünüyle kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunu, Mecelle’nin aksine İslam hukukuna uygunluk kriteri gözetilerek oluşturulmuş bir kanun değildir. Laik bir temeli olan bu kanun, özellikle aile hukukuna ilişkin düzenlemeleriyle hem Müslüman ve Müslüman olmayan azınlıklar arasındaki farkı ortadan kaldırarak hukuki birliği sağ lamış hem de aileyi kamusal bir alan olarak ele alarak dönüşüme açmıştır. Bir sosyal mühendislik olarak nitelendirilebilecek Türk Medeni Kanunu ile Türkiye’de sosyolojik bir değişimin gerçekleştirildiği doğru olmakla beraber bu kanuna direnen ve kendi kül türünü devam ettiren grupların var olduğu ise unutulmamalıdır. İlgili çalışmada literatür taraması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yapılan medeni kanun alanındaki kodifikasyonların ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde resepsiyon yoluyla kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nun etkileri ortaya konmuştur.
During period of Ottoman Empire, both Sharia law and customary law were applied, and in the last periods of the empire, the need for a civil code arose due to the acceleration of life, increasing trade relations and the increase in codification movements in European countries. Mecelle, which was created for these reasons, lacked the content of a classical civil code; because although it includes procedural rules, it does not contain the provisions on family and inheritance law. Later, this deficiency was tried to be overcome and the provisions on family law were intended to be completed by the Decree on Family Law (Hukuk-ı Aile Kararnamesi) in 1917. This decree remained in force for a short period of approximately two years. When Republic of Turkey was founded, a secular legal system was adopted with new goals of democratization. Therefore, it became impossible to keep in force a civil code based on religious foundations. Since it was necessary to find a solution in the short term, reception was preferred, and Swiss Civil Code was adopted completely. Unlike Mecelle, Turkish Civil Code was not drafted with the criterion of compliance with Islamic law. This code, which has a secular basis, both ensured legal unity by eliminating the difference between Muslim and non-Muslim minorities and opened the family to transformation by treating it as a public domain, especially with its regulations on family law. While a sociological change has been realized in Turkey with Turkish Civil Code, which can be characterized as social engineering, it must be noted that some groups have resisted this law and maintained their own culture. In this study, the effects of the codifications in the field of civil law made in the late Ottoman Empire and Turkish Civil Code adopted through reception in Republic of Turkey are examined through a literature review.