Çağdaş Siyaset Felsefesinde Hegel'e Dönüş Axel Honneth in Düşüncesinde Tanınma Sorunu ve Özgürlüğün Toplumsal Koşulları


Savaşçın Z.

Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi, cilt.2015, sa.4, ss.159-181, 2015 (Hakemli Dergi)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 2015 Sayı: 4
  • Basım Tarihi: 2015
  • Dergi Adı: Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM), Philosopher's Index full-text
  • Sayfa Sayıları: ss.159-181
  • Galatasaray Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Çokkültürcü teorilerin “tanınma sorunu”nu yeniden canlandırmasıyla, Hegel’in düşüncesi de yeniden siyaset felsefesi alanındaki güncel tartışmaların merkezine taşındı. Bu teorilerde ortaya attılan sorulara uzak olmamakla beraber, adı eleştirel teoriyle anılan Axel Honneth’in düşüncesi, günümüzde Hegel felsefesine geri dönüşün önemli bir aşamasını oluşturdu. Honneth, Kampf um Anerkennung (Tanınma Mücadelesi)’nde ortaya koyduğu “normatif içerikli toplum teorisi”nde, Hegel’in Jena dönemindeki eserlerine dayanarak, toplumda kabul görmemenin bireylerde yarattığı patolojileri ve bu patolojilerden beslenen çatışmacı ruhun, karşılıklı tanınma ilişkilerinin gelişmesinde ve tanınma alanının genişlemesinde oynadığı rolü göstermeye çalışır. İkinci dönem eseri olarak değerlendirebileceğimiz Leiden an Unbestimmtheit(Belirlenimsizlik Sıkıntısı)’nda ise, bu kez Hegel’in son dönem eseri olan Hukuk Felsefesinin ilkeleri’ne yönelir ve tanınmanın moderm toplumlardaki kurumsal yapılarını, bireysel özgürlük ve toplumsal özgürlük arasındaki karşılıklı belirlenim ilişkisini sorgular. Honneth’in kendi düşüncesinin evrimi, onu Hegel’in farklı dönemlerindeki eserlerine yönlendirir. Böylece düşünür, bir yandan Hegel felsefesindeki dönüşümü takip etmemize izin veren bir okuma yaparken, diğer yandan Hegel düşüncesinin hala güncelliğini koruyan yönlerini açığa çıkarır ve bunlar üzerinde kendi normatif teorisini kurar. Honneth’in kökenlerini Hegel’de bulan tanınma teorisi, bu yönleriyle, eleştirel teorinin hem toplumun hem de düşüncenin tarihiyle kurduğu ilişkinin de etkili bir örneğini sunmaktadır.