Gıda hakkı temelli agroekolojik hukuk


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Galatasaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: DOLUNAY ÇÖREK AKYILDIZ

Danışman: ZEYNEP ÖZLEM ÜSKÜL ENGİN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Günümüzde yaşanan tarım-gıda krizi sebebiyle gıdaya erişim, tüm dünyada çözüme kavuşturulması gereken önemli bir sorun haline gelmiştir. Gıdanın serbest dolaşıma konu olan bir mal değil, müşterek olarak görülmesi gıda hakkının temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, gıdaya erişim mekanizmalarını belirleyen iklim değişikliği, fosil yakıt tüketimi, su krizi gibi olguları kapsamına dahil eden ve tarım gıda sisteminde sürdürülebilirlik ilkesini savunan agroekolojik yaklaşımın, gıda hakkıyla bağlantılı olarak araştırılması bu tezin amaçları arasındadır. Gıda hakkı, köylülerin ve kırsal alanda çalışan diğer insanların kendi tarım-gıda sistemlerini belirleme hakkı olarak tanımlanan gıda egemenliği ile birlikte anlam kazanmaktadır. Gıdaya erişmede en dezavantajlı kesimlerin, gıdanın üretilmesi aşamasında en aktif rol oynayan gruplar olması, üzerinde durulması gereken bir çelişkidir. Tarım-gıda sistemlerinin geleceğine ilişkin kararlar, etkiledikleri insanlar olmadan alınamaz. Gıdaya erişim konusunda dezavantajlı gruplar olan kadınlar, çocuklar, göçmen tarım işçileri ve diğer dar gelirli bireylerin durumlarının iyileşmesi, bu konudaki hak taleplerinin görünür ve hukuken geçerli olmasına bağlıdır. Bu sebeple öncelikle dünyadaki agroekolojik toplumsal hareketlerin nasıl örgütlendiğini anlamak, devlet kurumlarıyla hangi yollardan işbirliği içerisine girdiklerini incelemek ve nasıl hukuki kazanım elde ettiklerini görmek araştırmada öncelikli amaçlardan bir diğeridir. Çalışmada küresel tarım-gıda sisteminin neoliberal hukuki yapısına alternatif olarak ortaya konan gıda hakkı temelli agroekolojik hukuki dönüşüm konu edilmiştir. Literatür taraması yöntemiyle ilgili uluslararası ve ulusal hukuki düzenlemeler, mahkeme kararları ve doktrin incelenmiş, bunun yanında çalışmanın disiplinler arası olması itibariyle, hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmalarında kullanılan veri analiz araçları kullanılmıştır. Toplamda iki ana bölümden oluşan araştırmada her bölüm üç ayrı alt başlığa ayrılmıştır. Birinci bölüm başlığı "Küresel Tarım-Gıda Sistemi'nin Hukuki-Politik Analizi ve Eleştirisi"dir. Bu bölümde, mevcut küresel tarım-gıda sisteminin neoliberal hukuki yapısı ve bu yapının getirdiği zorluklar kapsamlı bir şekilde incelenerek çalışmanın temelleri atılmıştır. "I. Tarım-Gıda, Toplum ve Hukuk" isimli ilk alt başlıkta, sırasıyla tarımgıdanın toplumsal dinamiklerine, metalaşma serüvenine, metalaşmaya karşı tohum ve gıdanın müşterek olarak temellendirilmesine yer verilmiştir. Genel olarak, tarımgıdanın günümüze kadar toplumsal ilişkileri nasıl dönüştürdüğü ve özellikle toplumsal sınıflarla nasıl bir ilişkisinin olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aslında ilk alt başlıkla amaçlanan, çalışma konusuna dair ilk defa fikir edinecek okuyucudan bu alanda çalışan uzmanlara kadar geniş yelpazede kısa bir tarihsel giriş yapmaktır. Avcılık ve toplayıcılık dönemlerindeki beslenmenin eşitliği prensibinden, Orta Çağ'da patatesin alt sınıflara layık görüldüğü bir toplumsal ilişki biçimine geçilmiştir. Tarım toprağı dönüştürmüş ve çeşitli gıdaların uygun koşullarda üretilmeye başlanmasıyla nüfus artışı meydana gelmiştir. En eski gıda düzenlemesi olan Hammurabi Yasaları'ndan halk sağlığını koruma amaçlı yerel yasalara, sanayileşme ve küreselleşmenin etkisiyle de günümüzdeki merkezî uluslararası tarım-gıda hukukuna uzanan bir gelişim süreci yaşanmıştır. Gıdanın müştereklikten çıkarak meta haline gelmesi, ilkel birikim, mülksüzleştirme ve tarım sorunu kavramları etrafında tartışılmıştır. Özellikle mülksüzleştirme yoluyla birikim ve gıdanın metalaşması arasındaki bağlantı bu başlıkta vurgulanmış, bugün gıdanın tekrar nasıl müşterek olarak savunusunun mümkün olabileceği araştırılmıştır. "II. Küresel Tarım-Gıda Sistemi: Tarım-Gıda Rejimleri" isimli ikinci alt başlıkta, tarım-gıda rejimi paradigmasının ne olduğu anlatılarak, neoliberalizm öncesi sömürgeci tarım-gıda rejimleri ve neoliberal tarım-gıda rejimi konu edilmiştir. Tarım-gıda rejimlerinin tarihsel dönemlerine bakıldığında, Philip McMichael ve Harriet Friedman'ın ortaya koyduğu sınıflandırmaya dayanmakla birlikte, her bir tarım-gıda rejimi son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler değerlendirilerek daha kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece neoliberalizm öncesi tarım-gıda rejimleri, ulusal kapitalist gıda rejimi, İngiltere merkezli emperyal tarım-gıda rejimi ve ABD merkezli emperyal tarım-gıda rejimi olarak üç ayrı kısımda incelenmiştir. İngiltere merkezli emperyal gıda rejiminin şekillenmesinde İrlanda'da meydana gelen büyük kıtlığın ciddi bir etkisi olmuştur. İngiltere'de, tarımda kendi kendine yeterlilik amacıyla ithal tarım ürünlerine yüksek vergi konulmasını öngören Hububat Yasaları bu kıtlık üzerine yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece İngiltere'nin serbest ticareti gelişmiş ve dünyanın atölyesi haline gelmiştir. Bu küresel ticaret dalgasında ABD de tropik ürünler için yatırımlar yapmıştır. Ancak, ABD'nin asıl gıda emperyalizmi süreci İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeşil devrim teknolojisi ve uyguladığı tarımgıda politikaları sayesinde ilerlemiştir. Aynı zamanda 1947 yılında serbest ticaretin önündeki engelleri kaldırmak için imzalanan GATT bahsedilen sürecin hukuki desteği olarak yürürlüğe girmiştir. Başta 480 No'lu Kamu Yasası olmak üzere bir dizi düzenlemeyle ABD, savaş sonrası elinde kalan stratejik ham maddeleri yapay gübre üretimine yönlendirmiştir. Bu süreçte endüstriyel tarım yoluyla elde edilen gıda fazlaları, "yardım" adı altında gelişmekte olan ülkelere gönderilmiştir. Bu yardımlar zamanla pek çok Küresel Güney ülkesinin tarım-gıdada dışa bağımlı hale gelmesine yol açmıştır. "III. Küresel Tarım-Gıda Sistemi'nin Neoliberal Hukuki Yapısı" isimli üçüncü alt başlıkta, küresel tarım-gıda hukukunun uluslararası yasal temelleri incelenerek, düzenleyici mekanizmalardaki eksiklikler, temel aktörlerin rolleri ve bu aktörler arasındaki güç dengesizlikleri analiz edilmektedir. Genel olarak, bu kısım yalnızca mevcut hukuki yapıyı eleştirmeyi değil, aynı zamanda araştırmanın sonraki aşamasında gıda hakkı temelli agroekolojik yaklaşımı keşfetmek için sağlam bir analitik temel oluşturmayı amaçlamaktadır. İnsan haklarına karşı küresel tarım-gıda sistemi yönetiminin yapısı BM Gıda Sistemleri Zirveleri incelenerek ortaya konmuştur. Ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler Uzman Kuruluşları, Avrupa Birliği, devletler ve çok uluslu tarım gıda şirketleri gibi aktörler ön plana çıkmaktadır. Özellikle, yeşil devrimden biyoteknolojik gelişmelere ve daha sonra dijital tarıma geçiş üzerinde durulmuş, bu kapsamda, tohumun serbest dolaşımından nasıl bir genetik kaynak olarak fikri mülkiyet haklarına konu olduğu, küçük ölçekli çiftçilerin ve tarım-gıda alanında çalışan diğer insanların bundan nasıl etkilendikleri anlatılmıştır. Çalışmanın bu kısmında Avrupa Birliği düzenlemeleri daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. Avrupa Birliği'nin gıda güvenliğinden sürdürülebilirlik paradigmasına geçişinde Yeni Ortak Tarım Politikası'nın rolü üzerinde durulmuş, kabul edilen yeni yasa tasarıları tartışılmıştır. Ayrıca MERCOSUR Ticaret Anlaşması'na karşı niçin çiftçi protestolarının devam ettiğine ilişkin açıklamalar da eklenmiştir. Çalışmanın ikinci ana bölüm başlığı "Gıda Hakkı Temelli Agroekolojik Hukuk"tur. Bölüm, küresel tarım-gıda hukukuna alternatif olarak agroekolojik hukuk perspektifinden gıda hakkı temelli bir agroekolojik tarım-gıda sisteminin nasıl oluşacağını araştırmaktadır. "I. Gıda Hakkı" isimli ilk alt başlık, gıda hakkının önce felsefi çerçevesini ve sonra hukuki çerçevesini, hakkın yükümlülerini ve hesap verilebilirlikten sorumlu aktörlerini incelemektedir. Gıda hakkının sadece pozitif hukuktaki yeri değil aynı zamanda felsefi niteliğinin tartışılması çalışma bakımından bir kilometre taşıdır. Niçin gıda hakkının açlıktan kurtulmaktan ve hayırseverliğe dayalı gıda yardımlarından daha fazlasını ifade ettiği ve her insanın yeterli, bulunabilir, sürdürülebilir gıdaya erişiminin olması gerektiğine ilişkin temellendirmeler çeşitli bakış açılarında farklı şekillerde ele alınmaktadır. Bu bağlamda faydacılık, deontoloji ve sosyal sözleşme teorisi gibi birçok yaklaşıma yer verilmiştir. Ayrıca gıda hakkının uluslararası insan hakları belgelerindeki yeri ve devletlerin bu hakkı gerçekleştirme yükümlülükleri aktarılmıştır. Devletler dışındaki aktörlerin de niçin "hesap verebilir" olması gerektiği ve hangi bağlayıcı ya da bağlayıcı olmayan hukuki mekanizmalar altında hesap verebilir oldukları çalışmanın bir diğer merkezi konularından biridir. Bu kapsamda, gıdanın sadece niceliksel ekonomik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda onurlu yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu savunulmuştur. "II. Agroekoloji ve Gıda Egemenliği Hareketi" isimli ikinci alt başlıkta, agroekolojinin bilim ve uygulama boyutu açıklanmış, toplumsal hareket kolu olarak gıda egemenliği irdelenmiştir. Agroekoloji, sadece organik tarım yöntemi değil, ekolojik kavram ve ilkelerin sürdürülebilir gıda sistemlerinin tasarımı ve yönetimine uygulanmasıdır. Küçük ölçekli çiftçileri ve yerel toplulukların temsilcilerini çok sınırlı düzeyde dahil eden BM Gıda Sistemleri Zirvesi'ne karşı gıda egemenliği politik söylemi etrafında şekillenen ulusötesi hareketler düzenledikleri 2007 Nyéléni Forumu, 2015 Nyéléni Uluslararası Agroekoloji Forumu ve 2025 Sri Lanka Kandy Forumu'nda gıda egemenliği hareketinin agroekolojik ilkelerini belirlemişlerdir. Tabandan gelen bu gelişmeler sonrasında agroekoloji daha fazla konuşulur oldukça, kurumsal bir takım ilke ve standartlar belirleme ihtiyacı da kendini göstermiştir. Bu girişimi yapan ilk kuruluşlardan biri 2018 yılında FAO olmuş ve agroekolojinin 10 temel ilkesini açıklamıştır. Ardından, 2019 yılında FAO tarafından desteklenen CFS'in bilimsel ve teknik danışma organı görevini yürüten Yüksek Düzeyli Uzmanlar Paneli (HLPE) 13 temel ilke yayınlamıştır. Bu belgelerde agroekolojinin gıda hakkını gerçekleştirmek için en iyi alternatif olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Çalışmada, bahsedilen kurumsal ilkelerin yanında, bunların köklü bir dönüşüm getiremeyeceğini ve reformist olduğunu savunan, dolayısıyla özgürleştirici radikal agroekolojik ilkelere ihtiyacın olduğunun altını çizen yaklaşımlar da mevcuttur: Antroposentrizm'e karşı agroekolojinin iyi yaşam ilkesi, metodolojiktoplumsal örgütlenme ilkeleri ve politik-ekonomik ilkeler, güncel uygulamaları da gösterilerek aktarılmıştır. Çiftçiden çiftçiye yöntemi, kamusal gıda tedarikleri, üçüncü taraf sertifikasyon modelleri gibi pek çok agroekolojik uygulama çalışmada bulunabilir. "III. Gıda Hakkı Temelli Agroekolojik Hukuki Dönüşüm" isimli son alt başlık, Agroekolojik hukuk yaklaşımını küresel hukuki çoğulculuk kapsamında temellendirmekte, agroekolojiyi ilk defa yasal olarak tanıyan Birleşmiş Milletler Köylülerin ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi'nin (UNDROP) gıda egemenliği toplumsal hareketlerinin talepleriyle nasıl kabul edildiğini ortaya koymaktadır. UNDROP'un müzakerelerinden itibaren köylüler hukuk yapıcılar konumlanmış, gıda egemenliğinin bir hak olarak kabul edilmesi çağrısında bulunmuşlardır. Bu bağlamda, gıda egemenliği kavramının gıda hakkından ayrıştığı temel noktalar, taban örgütlenmelerinin bu ayrımı vurgulama gerekçeleri ile gıda egemenliği hakkının niteliği ve unsurları incelenmesi gereken öncelikli hususlardır. UNDROP'ta toprak hakkı, tohum ve biyoçeşitlilik hakkı, su hakkı, köylü kadınların hakları, üretim araçlarına sahip olma hakkı gibi pek çok yeni agroekolojik hak tanınmıştır. UNDROP'un kabul edilmesinden sonra, Bildirge'nin yaygınlaştırılması kendi başına bir amaç değil, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde etkili biçimde uygulanması asıl hedef olmuştur. Çok aktörlü yaklaşım, kırılgan gruplara öncelik verilmesi ve katılım ilkesi olmak üzere üç ilke bu anlamda önceliklidir. Çalışma Grubu'nun raporlarının yanında, Bildirge'deki haklara değinen Birleşmiş Milletler Genel Yorum ve Tavsiyeleri, ulusal anayasa, yasa değişiklikleri ve diğer bölgesel düzenlemeler ve mahkeme kararları karşılaştırılmıştır. Gıda hakkı temelli bir tarım-gıda sistemi dönüşümünün teşvik edilmesi zorunlu görülmektedir. Gıda hakkının, gıda egemenliğini de içerecek şekilde uluslararası anlaşmalar, belgeler çerçevesinde tanınan agroekolojik haklar temel alınarak yeniden formüle edilmesi gerektiği düşünülmüş ve örnek bir çerçeve tezde sunulmuştur. Gıda hakkı çerçevesi, mevcut haliyle toplumsal hareketler dahil tüm aktörleri içine alan yapısal ve sistemik bir yaklaşım eksikliği barındırmaktadır. Bireysel ve kolektif olarak tanınan kapsayıcı bir çerçeve henüz yürürlüğe girmeyen ulusal yasal düzenlemeleri ve politikaları da teşvik edecektir. Son olarak, Agroekoloji Üzerine Küresel Bir Anlaşma fikrine değinilmiş, bu anlaşma kabul edilirse uygulanabilirliği üzerine tartışmalar yürütülerek çalışma sonlandırılmıştır.